Bu Blogda Ara

7 Şubat 2018 Çarşamba

Muhteşem Buluşma


MUAZZEZ ABACI'DAN SEZEN AKSU ŞARKILARI


(Milliyet Sanat dergisi Ocak 2018 sayısında yayımlanmıştır.)

“Adım Muazzez Abacı. En büyük idealim babam Oktay Altınok adına düzenlenen Altıok Kupası boks maçlarında büyük bir konser verebilmektir.”

Dönemin en önemli müzik dergisi Hey, 12 Temmuz 1972 tarihli sayısında “Boksör Babanın Şarkıcı Kızı” başlığıyla yaptığı haberin ilk satırlarında o günlerde radyo ve televizyon programları sayesinde dikkatleri üzerine çekmiş Muazzez Abacı’yı kendi ağzından bu cümlelerle tanıtmaktadır okuyucularına. 


Genç kadın 1966 yılında girdiği Ankara Radyosu’nda kadrolu olarak Türk müziği eğitimi almaya devam etmekte ve sahneye çıkmayı şimdilik düşünmemektedir. En büyük idealinin daha bir buçuk yaşındayken kaybettiği babasının anısına bir konser vermek olduğu düşünülürse, hayat hikâyesinin ona yaşatacaklarına dair hayal ettikleri gayet mütevazıdır henüz.


O günlerde ikinci evliliğini Afyonlu bir avukatla, Atilla Kurtbaş’la yapar. İki yıl süren ilk evliliğinde Abacı soyadını almış, bir de kız çocuk sahibi olmuştur. Kızı gibi kendisi de bu soyadını taşımaya devam edecektir yıllar boyu. Şöhrete giden yolun kapısı ise Atilla Kurtbaş’la birlikte Afyon’da yaşadığı, radyo mesaisi nedeniyle de sık sık Ankara’ya gidip geldiği günlerde açılacaktır ona. Radyoda sesini duyurmanın, tek kanallı televizyonda görünmenin kaçınılmaz sonucu olarak teklifler yağmaya başlamıştır bile. 1973 yılının Ekim ayında ilk iki 45’liği peş peşe piyasaya sürülür. 1974 Mart ayında ise ilk kez Maksim Gazinosu’nda assolist olarak sahneye çıkar.

YEŞİLÇAM FİLMİ GİBİ


Her şey bir Yeşilçam filmi gibidir aslında başından beri. Henüz bir ilkokul öğrencisiyken dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın önünde şarkı söylemesi, Bayar’ın bu küçük kızın veliliğini üstlenip onu Ankara Kolej’inde okutması, radyoda stajyerken bir gece kulübünde sahneye çıkmaya başladığında radyonun bu konudaki yasağı nedeniyle kendi adını değil, göbek adı Hicran’ı kullanması… Afyon’da kızı ve kocasıyla sıradan bir hayat yaşamakta iken birdenbire isminin İstanbul’un en büyük gazinosunun neonlarının en tepesine yazılması… Alkışlar, çiçekler, rengârenk ışıklar, ışıltılı kostümler ve eşi benzeri az bulunur sesine hayranlık duyan, sayıları giderek artan dinleyiciler…


Ama film aslında yeni başlıyordur. Sahneye çıkmaya başladığı günlerde gazete ve dergilerde yayımlanan haberler kadar piyasaya çıkan dördüncü 45’liği “Duydum ki Unutmuşsun / Silemezler Gönlümden” de onun şöhretinin kısa sürede ülke çapında yayılmasını sağlamıştır. Plak satış rekorları kırar. 


Sesi kadar tavrı ve üslubu da kimselere benzememektedir. Bu da alaturka musikiyi bilerek ve anlayarak dinleyen dinleyici için pek değerlidir o günlerde. O da uzun yıllar boyu hem gazinolarda hem de plak dünyasında giderek artan dejenerasyona ve arabesk eğilime karşı şarkıcılığında ve repertuvar seçiminde radyo terbiyesini muhafaza eder.

DİLLERE DESTAN AŞK


Yeşilçam filmlerine illa dillere destan bir aşk hikâyesi lazımdır ya, onu da yaşar Abacı bir süre sonra. İkinci eşinden ayrıldıktan birkaç yıl sonra hemen her akşam onu gazinoda dinlemeye gelen, gönlünü kazanmak için Halaskârgazi Caddesine boydan boya gül döktüren zamanın ünlü kabadayılarından Hasan Heybetli’yle hakikaten dillere destan bir aşk yaşamaya başlar. 


Kimi zaman romantik komedi tadında, kimi zaman kavgalı gürültülü, evlenmeli, boşanmalı, uzatmalı bir aşk hikâyesidir bu. Gün olur sahneyi bırakır, gidip Heybetli’nin yattığı cezaevinin karşısındaki apartmanda bir ev tutup Aksaray’da yaşamaya başlar. Gün olur Heybetli’nin sahneyi bırakması için evine gönderdiği bir oda dolusu parayı naylon poşetlere doldurup sokağa atar. Yeşilçam senaristlerinin bile hayal edemeyeceği sahnelerle sürer gelen onca teklife karşın hiç sinema filminde oynamamış Abacı’nın gerçek hayat hikâyesi.


1983 yılında ilk kez bir plağında kendi tarzının dışında bir şarkı seslendirir. Ankara’da ilkokul yıllarından beri tanıdığı eski arkadaşı Attila Özdemiroğlu’nun bir yıl önce Sezen Aksu tarafından plak yapılmış ve çok tutulmuş “Firuze” adlı şarkısıdır bu. Ancak Abacı’nın müzikal çizgisinde ve şarkıcılık üslubundaki değişim kendini en çok 1990 yılında piyasaya çıkan “Vurgun” albümünde gösterir. 


Gazinoların yavaş yavaş kapılarına kilit vurmaya başladığı o dönemde bu albüm ve aynı adlı şarkı Abacı’ta tam tabiriyle ikinci baharını yaşatır. Ne var ki artık sesini daha üst perdelerde kullanan, daha fazla haykıran, daha sert bir Abacı vardır ve bu durum dönemin dinleyicisinin beğenilerini karşılıyor olsa da, başından beri onun kendine has, hatta zaman içerisinde bir ekol yaratmış tavrını sevenler için bir devrin sonudur.

"VURGUN" BEREKETİ


“Vurgun” albümü o günlerin satış rekorlarını kırar ve plak şirketi bu özgüvenle henüz Müzeyyen Senar, Safiye Ayla, Zeki Müren gibi isimlerin hayatta olduğu 1992 yılında piyasaya çıkan bir sonraki albümünün kapağına “musikimizin yaşayan en büyük sesi” ibaresini koymaktan çekinmez. 


Zeki Müren’in ölümünden bir süre sonra teknoloji marifetiyle yapılmış Müren – Abacı düetlerinden oluşan mini-albüm ise umulduğu kadar ilgi görmeyecek, ancak Abacı’nın “Vurgun” sonrası dönemi albüm satışları açısından bir hayli bereketli geçecektir. “Bana Her Şey Seni Hatırlatıyor”, “Kar Yangınları”, “Özledim” gibi daha önce başka şarkıcılar tarafından söylenmiş şarkılar kadar bir Serdar Ortaç bestesi olan “Umurumda Değil” de Abacı’nın ‘90’ları çok parlak geçirmesine neden olur.


2001 yılında piyasaya çıkan “Hükümlüyüm”den sonra çok uzun bir süre albüm yapmayacaktır Muazzez Abacı. 1997’de geçirdiği ağır bir hastalık nedeniyle ölümden dönmüştür. Çok genç yaşlarında başlayan sahne hayatının getirdiği yorgunluk ve müzik piyasasının o zaman bu zaman çok değişmiş şartları onu daha sakin bir hayat yaşamaya zorlamıştır. Sık sık ve uzun süre kalmak üzere Amerika’ya, orada yaşayan kızının ve o günlerde dünyaya gelmiş torununun yanına gidip gelmeye başlar. Mutlu sonla biten Yeşilçam filmlerinin bile hiç göstermediği yere gelmiştir Abacı’nın hikâyesi. O artık bir anneannedir.


Darbukacısı sahneye haddinden fazla alkollü çıktığı için kafasına darbukayı geçiren, konuk olarak sahneye çıktığı bir mekanda ona eşlik edemediği için kemancının kemanını oracıkta kıran, yer sıkıntısı nedeniyle sahnenin dibine konulmuş masadaki “hatırlı müşteri” ceketini çıkarıp sandalyesine astı diye programın yarısında gazinoyu terk eden, Maksim’in son dönemlerinde bir gece müşteri olarak gittiğinde assolist niteliklerine ne çare ki haiz olmadığı halde assolist olarak sahneye çıkarılmış şarkıcıya tepki olarak sahneye fırlayıp seyirciyi “Siz bu insanları alkışladığınız için bunlar sahneye çıkabiliyorlar,” diye haşlayan, hani o rol aldığı ilk ve tek reklam filmindeki “tüylü bamya” misali nerede ne zaman “assoliste bağlayacağı” belli olmayan deli dolu kadından eser kalmamış mıdır peki artık?.. Bilinmez.


SEZEN AKSU'LU DÖNÜŞ


2014 yılında Ajda Pekkan’la ortak bir albüm yapan Muazzez Abacı’nın 2001 yılından bu yana yaptığı ilk solo albümü bugünlerde DMC etiketiyle piyasaya çıkıyor. “Sezen’imin Şarkıları” adı verilmiş bu albüm, uzun süredir çalışmaları devam eden ve adından da anlaşıldığı üzere tamamıyla Sezen Aksu şarkılarından oluşan bir proje albüm. Aksu’nun 1980-2005 yılları arasında sesinin ya da elinin değdiği şarkılar arasından seçilmiş on şarkının yer aldığı ve İskender Paydaş, İlyas Tetik ve Emirhan Cengiz’in aranjör olarak katkıda bulunduğu albümde Abacı, Sezen Aksu, Serkan Kaya ve Ferman Akgül’le de düet yapıyor.


Şarkıları seçmek üzere Sezen Aksu’yla bir araya geldikleri gün Aksu’nun dizlerinin dibine çöküp, ellerinden tuttuğunu, hem eski günleri yad edip hem de şarkıları söyleyerek birlikte ağlaştıklarını anlatmıştı Abacı bana. O duygu yoğunluğunun albümü dinleyenlere de geçeceğini söylüyordu. Haksız sayılmazdı. Hayatlarımıza yer etmiş şarkıları bir kez de hayatlarımıza yer etmiş bir başka sesten dinleyecek olmanın fikri bile tek başına heyecan verici ve dokunaklı. Aynı Yeşilçam filmlerini de tekrar tekrar izlemiyor muyuz nihayetinde?


ARALIK 2017

21 Ocak 2018 Pazar

Burcu Güneş Röportajı

"EMİN MİSİN? HAKKINI VEREBİLDİN Mİ?"


Müzik sektörünün darboğazdan geçtiği bir dönemdi. Babamın çalıştığı gruplar sürekli dağılıyordu. İşsiz kalmıştı kısacası. Ona çok bağlı büyüdüğüm için hep gözünün içine bakardım. Üzgün gördüm onu. Gittim yanına, “Ne yapıyorsun?” dedim. “Repertuvara bakıyorum. Bir şeyler düşünüyorum. Tek başıma çalıp söylemek için teklif götüreceğim mekânlara,” dedi. O sırada da Antalya’da İngilizce şarkı söyleyen kız solist modası var. Daha birkaç gün önce bana bundan bahsetmişti babam. “Hani bana anlatmıştın ya kız solist modası var diye. E ben bütün şarkıları biliyorum, hadi gel tonlarıma bakalım,” dedim. Babama iş teklifinde bulundum yani.



Müzisyen bir babanın kızı olan Burcu Güneş’in profesyonel müzik yaşamı Antalya’da, henüz çocuk denecek yaşlarda, böyle başlamış. İlk albümünün piyasaya çıkışının üzerinden yirmi yıl geçmesine çok az bir zaman kala “kariyerimin en özel albümü” diye tanımladığı yeni albümü ile dinleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor şimdilerde. Güneş’le bu özel projesini konuşmak üzere bir araya geldik. 


7 Aralık 2017 Perşembe

Nurcan Eren Röportajı

"TUHAF BİR ACISI VARDIR BU COĞRAFYADAKİ SESLERİN"


Yazdan kalma bir Ekim gününde, Kanlıca sahilinin şehrin gürültüsünden fersah fersah uzak sükunetinde, kuş sesleri ve deniz kokusu eşlik ediyor sohbetimize. Ara ara yanımızdan geçenler duruyor, gülümsüyor, selam veriyor, hatır soruyorlar. Belli ki Nurcan Eren oyuncu olarak çoktan sevgisini kazanmış insanların.


En çok teyzelerle konuşuyorum sokakta. Ben bunu nereden tanıyorum acaba arka sokaktan komşu mu filan diye düşünüyorlar yüzüme bakarken,” diyerek açıklıyor bu durumu. 



Çocukluğundan beri müziğin içinde olan, yıllardır sahnede şarkı söyleyen, son on altı yıldır Sezen Aksu konserlerinin vazgeçilmez figürlerinden biri olan Nurcan Eren’le DMC etiketiyle piyasaya çıkacak ve “Tin” adı verilmiş ilk albümünü konuşmak için bir araya geldik. 

  

5 Kasım 2017 Pazar

Kalben Röportajı

"SEVGİNİN DE BİR TARİFİ VAR"


"Sevginin de bir tarifi var aslında. Sevilip sevilmediğimizden emin olabiliriz. Özgür olup olmadığımızı ya da bir şeyi yaparken ondan keyif alıp almadığımızı bilebiliriz. Yani biraz emin olmaktan çekinmeyebiliriz. Hayatta biraz cesur olmaktan… Ben hep ikircikli bir yerdeydim. Siyah ya da beyaz demekten çekiniyordum belki de. Kendimle çok uğraşıyordum. O kadar kendiyle uğraşmamalı insan. Dünyaya bakmalı, ağaçlara bakmalı."

İkinci albümü "Sonsuza Kadar"ı geçtiğimiz günlerde Garaj Müzik etiketiyle yayımlayan Kalben'le yeni albümünü ve daha fazlasını konuşmak için bir araya geldik.