Bu Blogda Ara

Mehmet Erdem Röportajı

"ÇOK MATAH BİR İŞ YAPTIĞIMI DÜŞÜNMÜYORUM"


(30 Kasım 2013 tarihli Milliyet Gazetesi Cumartesi ekinde ve Milliyet Sanat dergisi Aralık 2013 sayısında yayımlanmıştır.)

Üniversite yıllarında türkü barlarda saz çalarak başladığı müzik macerası, onu geçtiğimiz yıl kazandığı ‘ülkenin en iyi çıkış yapan şarkıcısı’ ödülüne kadar götürdü. İlk albümüyle 2012 yılında bir fenomene dönüşen Mehmet Erdem’le yeni albümünü konuşurken ‘Mehmet Erdem olmak’ üzerine de sohbet ettik.  


YHT: Ülke çapında tanındığınızdan beri herkes aynı şeyi soruyor. Dışarıdan bir gözle bakarsanız kendinize… Mehmet Erdem’in sesi güzel mi sahiden?

ME: Değişik (gülüyor.) Bir ara internette ‘yanlışlıkla balgam sökücü içerse müzik hayatı biter,’ diye bir espri bile dolandı benim hakkımda. Benim sesim küçükten beri bastı. Korolarda bas partiler hep bana verilirdi. Büyüdükçe daha da çatallaştı. Nodül de var. Bence insanlara değişik geliyor. Yüksek ses aralığında çok şarkıcı var zaten. Benim gibi söyleyen az olduğu için dikkat çekiyor. Bir de benim söylediğim tondan şarkılara eşlik etmek daha kolay galiba. Şarkı sözlerinin anlamı da böyle daha çok ortaya çıkıyor gibi.     

YHT: Peki insanın hiç “abi şu şarkıyı da haykırarak söyleyeyim” diyesi gelmez mi?

ME: Ben enstrüman da çalıyorum aynı zamanda ve konserlerde vokalin ön çok planda olmasını sevmiyorum. Solist yüksek sesle söylemeyince enstrümanların sesi de daha rahat duyuluyor.


YHT: İnsanlar neden sevdiler Mehmet Erdem’i?

ME: Bence samimi buldular. Olduğum gibiyim çünkü. Sıcak buldukları birini çok uzakta görmek istemiyor insanlar. Şu an belki de birinin evinde benim şarkılarım çalıyor. Mesela aynı şarkımı günde 25 kere dinlediğini söylüyor biri. Bu bana fazla geliyor; bir hastalık gibi. Onun açısından gayet sağlıklı bir durum belki de. Bir yandan da insanların hayatında bu derece yer etmenin sorumluluğunu hissediyorum. Daha çok dikkat ediyorum kendime. Sesime, yaşam tarzıma… Kötü bir algı oluşturmamaya çalışıyorum. Ben kendimi hiç öyle hissetmiyorum ama dinleyici seni çok erişilmez bir yerde görebiliyor; fazladan bir anlam yüklüyor bazen sana.


YHT: İlk albümü yaparken ne hayal etmiştiniz? Albüm nereye kadar yürür diye düşünüyordunuz? Olanlara ne kadar şaşırdınız?

ME: O zaman zannediyorduk ki kısıtlı bir dinleyici kitlesine ulaşacağız ve bizi sadece onlar sevecek. Popüler olsun diye yapılmış bir iş değildi. Ama insanlar sevdi. Enteresan bir yere geldi olay. Demek ki popüler olma kaygısı gütmeden de popüler olunabilirmiş diye düşündük.


YHT: Tanınmak, popüler olmak egonuzu okşuyor mu?

ME: Tanınınca ilgi arttı tabii doğal olarak. Mesela şuraya gelene kadar kaç kişiyle fotoğraf çektirdim. Bazen çok daha fazla da oluyor. Konser sonraları arabalarla takip edenler bile çıkıyor. Ama ben genellikle bu duruma “N’oluyor lan burada?” diye bakıyorum. Çünkü çok matah bir iş yaptığımı düşünmüyorum. Evet, yaptığım işe güveniyorum. Dünyanın neresine gitsem bu şarkıları bu düzenlemelerle çalarım ama dünyayı da değiştirmiyorum. Allame-i cihan değilim. Sadece sevdiğim şarkıları güzel düzenlemelerle söylüyorum. Havaya girecek bir durum yok yani. 

YHT: Yeni albümün adı “Hiç Konuşmadan”. Hadi ondan bahsedelim biraz.

ME: Yine sevdiğimiz şarkılarla oluşturduk bu albümü. Yine “cover” şarkılar var. İlla benden şarkı olacak diye bir takıntım yok. Ben başkalarının şarkılarını söylemeyi de seviyorum. Mesela Fikret Kızılok “Bir harmanım bu akşam,” demiş. Bu söylenmiş. Artık buna benzer yeni bir söz yazmaya çabalamanın bir anlamı yok. Ben içselleştirdiğimi düşündüğüm şarkıları söylüyorum. Zaten onlar benimmiş gibi hissediyorum.


YHT: Sekiz yıl süren bir Kardeş Türküler maceranız var. “Hâkim bey” gibi protest denebilecek bir şarkıyla tanındınız ve bu albümde de bir Ahmet Kaya şarkısı var. Bütün bunları üst üste koyduğumuz zaman Mehmet Erdem’in siyasi görüşü hakkında bir fikir edinebilir miyiz?

ME: Barışçıl bir insanım. Altı senedir Beyoğlu’nda yaşayan ve sürekli sokaklara çıkan birisi için bunu söylemek zordur ama ben hayatımda hiç fiziksel bir kavgaya karışmadım. Muhalifim evet. Sistemin getirdiğine bir soru işareti ile bakarım. Bence bütün sanatçıların da öyle bakması gerekir. Ama körü körüne muhaliflik de değil bu. Ezilenin, sıkıntıda olanın, haksızlığa uğrayanın yanında olmak… Ama birinci düstur şiddetsizlik olmalı. Gandhi yöntemi diyebiliriz. Sanatla, fikir yoluyla sorunları çözmek. 


YHT: Ahmet Kaya şarkısı söylemeye karar verdiğinizde, taraf olma ihtimalinden çekinmediniz mi mesela?

ME: Ahmet Ağabey’le Kardeş Türküler zamanında birlikte konser de vermiştik. Şahsen de tanışmıştım. Albümde Barış Manço da var, Ahmet Kaya da. İkisi de bu ülkenin gerçeği ve ikisi de güzel. Ahmet Kaya’yla tamamen aynı mı düşünüyorum? Hayır, düşünmüyorum ama “Kum Gibi” gibi bir şarkının tartışılacak bir tarafı yok mesela. Çok güzel bir şarkı var ortada, çok güzel şeyler anlatıyor. Ben onu söylerim. Ne Ahmet Kaya sevenlere yaranmak ne de sevmeyenleri karşıma almak gibi bir niyetim var. O şarkıyı sevdiğim için söyledim. Ahmet Kaya anısına yapılan yeni albüm için de bir başka şarkısını daha söyledim zaten. Değerli bir insandı bence. Şimdi baktığımızda ne kadar gereksiz yere suçlandığını görebiliyoruz.

YHT: Albümün çıkış şarkısı “Acıyı Sevmek Olur mu?”Acıyı sever mi Mehmet Erdem?

ME: Kavram olarak hüznü severim ama bu melankolik bir durum değil. Sadece aşk acısı da değil. Hayattaki her şeye üzülebilir insan. Bu biraz doğu kültürlerine has bir duyarlılık aslında… Hüzün kelimesinin İngilizcede karşılığı yok mesela. Dozunda acıyı severim evet. Duyarsız ve “lay lay lom” olmaktansa, böyle olmak daha iyidir.



YHT: Şöhret aşk ihtimalini çoğaltan bir şey mi; yoksa öldüren bir şey mi?

ME: Şöhret benim işim ve rafta bir yerde duruyor. Gündelik hayatımı etkilemiyor. İkisini ayrı tutuyorum. Tabii ki fazladan bir ilgi var; özellikle kadınlardan. Tabii ki hoşuma gidiyor ama cinsel bir algı değil bu. Bir iş yapmışım ve bu beğenilmiş. Öyle görüyorum. Yoksa işin şöhret tarafı çok suni ve gelip geçici bence. 

YHT: Evlenmek, çocuk sahibi olmak gibi planlar var mı; yoksa böyle iyi mi?

ME: Olursa olur, olmazsa olmaz. Bilmiyorum ki hiç. Boğaziçi Üniversitesi’nde makine eğitimi aldım, sonra müzik yapacağım diye tutturdum ve olay buralara kadar geldi. Başka bir gün de başka bir yere gidebilir. Evleneceğim derim evlenmem, çocuğum olsun derim olmaz ya da tam tersi. Hayat ne getirirse… 

KASIM 2013

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder