Bu Blogda Ara

Seyyal Taner Röportajı


“YARI İNSAN YARI HAYVAN!”


(Milliyet Sanat dergisi Nisan 2012 sayısında, 6 Nisan 2012 tarihli Milliyet gazetesi Cadde ekinde ve 7 Nisan 2012 tarihli Sabah gazetesi Günaydın ekinde yayımlanmıştır.)

Mehmet Turgut’un çektiği albüm kapak fotoğrafından bahsediyoruz. Seyyal Taner’in 18 yıl aradan sonra yeni şarkılarla dinleyici karşısına çıktığı albümünün kapak fotoğrafından. Leopar deseninin üzerinde rüküş durmadığı tek kadın o. Otuz beş yıl önce sahneye ilk çıktığında “Sahnelere bir panter düştü” demişlerdi. Kapak fotoğrafında  yüzünün yarısı pantere dönüşmüş, içindeki panter dışarı çıkmış bir Seyyal Taner var.

Albümün adı ‘Ethnic Rock’. Altı şarkılık albümde söz ve müziği Kemal Boran’a ait ‘Sevda Zindanları’nın iki farklı versiyonu, Olcayto Ahmet Tuğsuz’un ‘Sorunlar’ adını taşıyan yeni bir bestesi var. Seyyal Taner’in ‘70’lerde seslendirdiği bir Çiğdem Talu-Melih Kibar şarkısı olan ‘Seni Çok Özledim’in ‘rock’ versiyonunda Kadıköy Acil tarafından yapılmış ‘rap’ kısımlar da var. ‘Sus’ adını taşıyan bir diğer Kemal Boran bestesinin sözlerini Atilla Güler ve Seyyal Taner birlikte yazmış. Albümün son şarkısı ise bir Neşet Ertaş türküsü olan ‘Doyulur mu?’nun ‘hard-rock’ düzenlemesi. “Tutmuş şeylerin peşinde giden biri olmadım asla” diyor: “Ben hep yeni yollar bulmaya, açmaya çalıştım. Bu albümde de yeni bir tını, bir öneri var.


Başından beri sahnelerde ‘rock’ söylemiş, popülerin tam ortasında dururken bile şarkılarına ‘rock’ tınılar entegre etmiş. Ama bunu ilk kez böyle açıkça ilan ediyor...

YHT: Daha reşit bile değilken, İspanyol Los Bravos grubundan aldığı teklifle bir gecede karar verip soluğu İspanya’da alan da sizdiniz, ‘90’larda şöhretinin zirvesindeyken bir aşk uğruna her şeyden vazgeçip Bodrum’a yerleşen de.

ST: Kadın öyle bir kadın. Gözünü anında karartıp, elinde avucundaki her şeyi bir kenara koyup basıp gidebilecek bir kadın. Bunu yaptım da zaten. Çok küçük yaşlardayken de yaptım, kariyerimin zirvesindeyken de. Sanırım kadınlar kendi yapmak istediklerini gördüler biraz da bende. Bundandır ki kadınlar ayrı bir sever, kucaklar beni. Bu kadın, duruşuyla, yaşamıyla, davranışıyla özgürlüğü temsil ediyor.  Bir Jeanne d’Arc’lık var bende.

YHT: Ajda Pekkan için de   benzer şeyler söylerler...

ST:  Evet o da öyledir. Ama Ajda Pekkan kadın özgürlüğünde başka türlü bir timsal. O daha farklı yaşadı. Nasıl denir...

YHT: Fanusta?

ST: Fanus, evet. O fanusun içindeki özgür kadındı, ben doğanın içindeki... Fanus kelimesini sen buldun, ben bulmadım... Şaka bir yana, o hepimizin büyüğü ve öncesidir. Onun verdiği mücadele inanılmazdır. Okunması gereken bir derstir bence.


YHT: Bu albüm Seyyal Taner’i sevenleri memnun edecek, yeni nesle Seyyal Taner’i tanıtacak mı peki?

ST: Yeni bir ses, yeni bir söylem olsun ama çok da sert girmeyelim, “Nerede kalmıştık?” diyelim diye düşündük. Her zaman çalıştığım besteci arkadaşlarımla ve çok iyi iki aranjörle çalıştım. Mustafa Beyazkuş tamamen otantik müzik, halk müziği üzerine çalışan bir müzisyen. Onunla bir yıl boyunca mesai yaptım. Başka bir şey çıktı ortaya. Volkan Başaran zaten yıllardır herkesin tanıdığı bir ‘rock’ müzisyeni. O da çok iyi iş çıkardı. Her ikisinin yaptıklarından da çok memnunum. Yeni bir şey çıktığını düşünüyorum ortaya. Bu standart pop müziği değil, standart ‘rock’ da değil. Bizden bir ‘rock’ bu.


'Rock' sadece bir müzik türü değildir. Bir yaşam kültürü, bir duruştur. Benim hiçbir zaman diğer pop-starlar gibi bir yaşam tarzım olmadı. Ne yaşam tarzım, ne davranışlarım ne de giyimimle. Belki ilk zamanlar ben de otrişler, tuvaletler filan kullandım gazino sahnesinde ama kendimi kabul ettirdikten sonra hepsini atıp derileri çektim üstüme. ‘70’lerde sahnede ‘rock’ söylediğim dönemde bunu benden başka yapan kadın şarkıcı yoktu. Erkeklerin büyük çoğunluğu da Anadolu ‘rock’ yapıyordu. Ben dansla filan da süsleyerek kabul ettirdim izleyiciye kendimi. Teatral bir gösteriye dönüştürdüm sahne şovlarımı.

Halka bu müziği benimsetmek ve sevdirmek için çok savaş verdim. Kadın olarak tek başınaydım. Turnelerde Türkiye’yi adım adım dolaştım. Şehir şehir demiyorum, kasaba kasaba.
 

Düşünün ki o zaman ne internet, ne bu kadar çok televizyon kanalı var. Yani insanların algısı da görgüsü de çok daha kısıtlı. Ve şehre çılgın bir kadın geliyor, acayip kostümlerle sahnede ‘rock’ söylüyor. Anadolu’nun herhangi bir şehrinde, bir kasabasında... Kıyamet kopuyor. Beni nasıl bağırlarına basarlardı anlatamam. Hiç ters bir tepki görmedim. Hep alkışlandım, saygı, sevgi gördüm. Çünkü öyledir Anadolu insanı. Kulağı ve müzik algısı çok çok yüksektir. Bakmayın siz aksini söyleyenlere.

YHT: Sizi sahnede en son Gazino Show projesi içerisinde izledim. İki gecenin birinde sahneye tavandan sarkıtılan bir salıncaktan indiniz, diğerinde salona motosikletle tur atarak girdiniz. Bizi alıştırdınız mı buna? Böyle şeyler mi bekliyor herkes sizden?  

ST: Ben zaten hiç normal yoldan  çıkmazdım ki sahneye. Ya salonda koşarak tur atardım, ya tavandan iple inerdim, mutlaka bir enteresanlık yapardım. Bir enerji patlaması, bir heyecan... İzleyici de alırdı bendeki enerjiyi. O hipnoz, o illüzyon bütün salona yayılırdı.


Görsellik çok önemli. Hele kadınsan daha da önemli. Anlattığın şeyle, yaptığın müzikle, sahnede ya da kameraların önünde duruşun bir uyum sağlamak zorunda. Otrişli kostümlerle benim söylediğim şeyleri söyleyemezsin. Bunu ışık, ses düzeni, teknik, birçok şey tamamlar. Elimi şöyle yaparsam olmaz (burada elini bir assolist edasıyla büküyor) ama böyle yaparsam olur (burada da gayet sert bir şekilde yumruk yaptığı elini ileri doğru uzatıyor).

Benim hiç akıl hocam olmadı. Tamamen doğaçlama, tamamen sezgisel. Ama elbette bir birikim var, beden-akıl-ruh üçlüsünden ortaya çıkan bu enerjiyi doğru kullanabilmek var, doğru zamanda doğru insanlarla birlikte, doğru çevrelerde olmanın bana getirdiği kazanımlar, geri dönüşümler var. Çevremin verdiği enerji var... Bir de elbette güzel tohumlar ektiyseniz zamanında, güzel ürün alıyorsunuz. Benim hayattaki duruşum biraz da bununla alakalı galiba.


Onunla her sohbet ettiğimde basıp gitmek, yeni bir yön tayin etmek, yol değiştirmek, bilmediğim sokaklara girmek, en çok da koşmak istiyorum. Bugün de öyle oluyor. Yıllardır Seyyal Taner isminin önüne adeta yapışan ‘çılgın’ kelimesi çok hafif, çok basit kalıyor ve asla yetmiyor onu tanımlamaya. Birileri erken yol alır. Seyyal Taner erken yol almışlardan. Bize düşen onu takip etmek oldu hep. Belli ki yine öyle olacak.

MART 2012

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder