Bu Blogda Ara

Atlas Röportajı

PARTİ DAHA YENİ BAŞLIYOR


(Milliyet Sanat dergisi Mayıs 2015 sayısında yayımlanmıştır.)

Tuna Kiremitçi, Burak Aldinç, Selim Öztunç, Hasan Köseoğlu ve Murat Kulaksızoğlu’ndan kurulu Atlas, 2013 yılında piyasaya çıkan ilk albümü “Selam Yabancı”dan iki yıl sonra, bu defa üç şarkılık bir mini albümle dinleyici karşısına çıkıyor. “Bir Uyumsuz Bulut” adı verilmiş bu albümü ve Atlas’ı konuşmak için grup üyeleriyle, Sony Müzik Türkiye ofisinde bir araya geldik.


YAVUZ HAKAN TOK: Atlas kırklı yaşlarını süren müzisyenlerden kurulu bir grup… Ve beşiniz de hali hazırda farklı meslekler yapmakta olan, çok eski arkadaşlarsınız. Biraz geç kalmış bir grup diyebilir miyiz Atlas için?

TUNA: Geriye dönüp baktığımızda, bu gruptaki herkes farklı kombinasyonlarla bir arada çalmış aslında. Hayat gailesinde savrulurken, herkesin kafasında da bir grup kurup beraber müzik yapma fikri varmış. En sonunda Burak ve Hasan Ömerli’de bir ev tutup, evlerinin garajını stüdyo haline getirmişler. Beni aradılar, ‘Ekibi topluyoruz, besteleri kap gel,’ diye. Sonra Selim ve Murat geldi. Aynı mahallede büyüdüğümüz için birbirimizin dertlerinin neler olduğunu da biliyorduk zaten. Yarım kalmış bir şeyler vardı. Onları tamamlamamız gerekiyordu. Böyle diyeyim de daha çarpıcı olsun.

BURAK: Müzikle ilgili bir iki ufak tefek şey yapmıştık öncesinde. Sonra Ömerli’deki ev girdi hayatımıza. Orada korkunç sıkıldık. Bak bak yeşil, bitmiyor. Ne yapalım, stüdyo yapalım dedik. Tuna da Bulgaristan’dan yeni dönmüştü. Onda şarkılar olduğunu da biliyorduk. Orada kayıtlar yapmaya başladık. İlk albüm böyle oluştu. Devamı nasıl geldi? Sofya’da bir ‘rock’ festivaline davet almıştık. Çok ilgi gördük ve orada bu işe iyice ısındık galiba. Oradan döndükten sonra bir sonra ne yapacağımızı konuşur olduk.


YHT: Yıllardır arkadaş olmak, ara sıra bir araya gelmek başka, bir grup kurup, birlikte müzik yapmak başka. Anlaşmazlıklar çıkmadı mı aranızda hiç? 

TUNA: Geçmişte çaldığımız gruplarda yaşamışızdır bunları. Bir şarkı tartışması yüzünden Burak’la bir sene konuşmadık mesela biz. Ama yaş kemale erince artık bunlar gülerek bakabildiğin şeyler haline geliyor. İnsan egosuna mukayyet olabilir hale geliyor. Bir taraftan ‘Şu grubu yirmi beş yaşında kurmuş olsak ne güzel olurdu,’ diyoruz ama ‘Şayet o yaşlarda kurmuş olsaydık kim bilir ne gençlik sorunsallarıyla uğraşacaktık,’ diyoruz sonra da. Şimdi iki dakikada çözebildiğimiz sorunlar, o yaşlarda çok önemli olabiliyor. Hepimizin bu yüzden dağılmış, kıymeti bilinmemiş grupları vardır geçmişinde. Şimdi bütün bu tecrübelerden yararlanarak tatlı tatlı yolculuk eder gibiyiz.

SELİM: Şimdi zamanımız daha kıymetli. Ayrı ayrı işlerimiz var ve onlara rağmen yürüyor bu grup. Şu an buraya da herkes işinden çıkıp geldi mesela.

HASAN: Ben fotoğraf çekimine yetişemedim işte. Yirmi beş yaşında bu kadar geç kalsaydım gruptan kovulmuş olurdum herhalde.

BURAK: Yirmi beş yaşında hepimiz buraya geç kalırdık zaten.


YHT: Daha genç olsaydınız daha mı kolay olurdu her şey, daha mı zor? Onu biraz daha netleştirelim.

TUNA: Gençlere ulaşmak bakımından daha kolay olurdu tabii. Çıtır olacağımız için medyadan ilgi görmek daha kolay olurdu. Ama dediğim gibi, psikolojik yükünü taşımak şimdi daha kolay.

MURAT: Olgun meyveleriz bence şimdi artık.

TUNA: Evet, feleğin çemberinden geçmişlik var ama biz bununla da dalga geçiyoruz aslına bakarsanız. Albümün tanıtımı için çektiğimiz videoda bu var mesela.


YHT: İş güç sahibi, aile babası adamlar da ‘rock’ müzik yapabilir mi? ‘Rock’çı gibi yaşamak diye bir şey yok mu?

BURAK: Zaten günümüz ‘rock’ müzisyenleri de öyle yaşamıyorlar ki artık. Erken yatıp erken kalkıyorlar, sağlıklı besleniyorlar, egzersiz programları var.

SELİM: Aramızda çocuğu olmayan da yok. Hepimiz aile babasıyız yani. Bir de herkes hayatında düzenini oturtmuş. Müzikal anlamda da öyle... Bu yüzden vakit bulduğumuzda işler hızlı ilerliyor. Ama tabii hepimiz hayatlarımızdan zaman ayırmak zorundayız gruba. Bu oturmuşluk grubun müziğine de yansıyor.


YHT: Atlas’ın müziğini Türkçe ‘rock’ müzik içerisinde nerede konumlandırmak lazım?

TUNA: Biz kendi dinlemekten hoşlandığımız müziği yaparak başlamıştık işe. Şimdi de onu yapıyoruz ama iki yıldır aktif bir grubuz artık. Grup içinde bir kimya oluştu. Daha önce her şey daha heterojendi; şimdi homojenleşti. Piyasanın içinde olup günümüz dinleyicisiyle de yüz yüze gelince, işte o şehirde ne oluyor, bu şehirde ne oluyor, sahnelerde ne oluyor, ses düzenleri filan…  Biz de güncellendik aslında. Etkilenmelere açığız bu anlamda. Ama kendi hoşlandığımızı yapmak prensibimiz devam ediyor.

SELİM: Hiç birimizin önyargıları yok artık. Eskiden vardı. Ben ortaokuldan itibaren sıkı bir metalciydim mesela. Hala da koyup dinlediğim albümler var ama bizim yaptığımız müzikle ilgili hiçbir önyargım yok şu anda. İlk zamanlar mesela “Temple Of The King”in Türkçe versiyonu olan “Affet”i çalarken zorlanıyordum. İngilizce sözlerle söylenmesi gerekirmiş gibi geliyordu. Şimdi attım onu üzerimden.


YHT: Nasıl bir kitle dinliyor sizi?

TUNA: Çok genç bir kitle değil. Henüz istediğimiz kadar gençlere ulaşabilmiş değiliz çünkü bizim ilk albümde yaptığımız batı tarzı ‘rock’ müziği, galiba günümüz gençliğinde çok karşılığı olan bir müzik türü değil artık. Türkiye son on beş senede yüzünü biraz doğuya döndü ya, müzik de doğuya dönmüş. Mesela Bulgaristan’da çaldığımızda, sözleri anlamamalarına rağmen Bulgar gençliği çok daha fazla eğlendi bizim şarkılarla. Çünkü orada batı müziği dinleniyor hâlâ.

YHT: Hepsi iyi hoş da… Para kazanabiliyor musunuz siz bu işten?

TUNA: Hayır. Daha yatırdığımız parayı geri alamadık.

SELİM: Ama bu da işin özgürlük kısmı. Mesela düzenlemeleri yaparken kendi istediklerimizin dışında bir şey düşünmek zorunda değiliz.


YHT: Tuna Kiremitçi yazar olarak mı daha çok kabul görüyor, müzisyen olarak mı?

TUNA: Yazarlara sorarsanız ben müzisyenim, müzisyenlere sorarsanız yazarım. Öyle bir durumum var. Tabii yazmak çok yalnız başına yapılan bir şey. Kamuoyunun karşısına da yalnız olarak çıkıyorsun. Devamlı tek tabanca durumundasın. Gençken bunun tatlı bir şey olduğunu zannetsen de, yıllar geçtikçe ve insan dayak yedikçe bu durumun o kadar da şahane bir şey olmadığını anlamaya başlıyor. Ama şimdi bir grubuz. Ve ben beraber bir şey üretme halini çok özlemişim. Gençken de grupla barlarda çaldığım zamanlar bir çetenin üyesi gibi oluyordum, sosyalleşiyordum, insanlarla tanışıyordum. Bunu çok özlediğimi fark ettim. Bu benim yazdıklarıma da yansıdı haliyle.


YHT: Ben de bunu soracaktım. Bizim bildiğimiz Tuna Kiremitçi’nin müzisyen tarafı gayet sakin, yazar tarafı ise gayet romantikti. Şimdi komik, hatta uçuk kitaplar yazan bir yazar ve ‘rock’n roll’ bir müzisyen var. Ne oldu böyle? Kırılma noktası neydi?

TUNA: Atlas’tı işte. Türkiye’deki edebiyat ortamında da çok sıkılmıştım zaten. Söylediğim lafların anlaşılmadığını düşünüyordum. Gereksiz yere dayak yiyordum. Bulgaristan’a çektim gittim. Benim ata toprağı zaten Bulgaristan. Üç yıl kadar orada kaldım. Sonra geri döndüm. Kendimi Flört grubunun klibini çekerken buldum. Bir ay kadar onlarla beraber yaşadım ve o adamların birbirlerine ve müziğe olan adanmışlıkları beni çok etkiledi. Yıllar sonra ilk kez “keşke” demeye başladım. Tam da üstüne Burak ve Hasan beni arayınca ‘Tamam abi, hadi yapalım,’ dedim.


YHT: Biraz da yeni albümden bahsedelim…

TUNA: Üç şarkı var içinde. Çıkış şarkımız ilk albüme girememiş şarkılardan biri. Selim’in bir Balkan esintili bestesi var. Adı “Yalan”. Bir de “Bu Kaçıncı Sonbahar?” adında, arabesk ezgiler barındıran bir şarkımız var. Aslında buna bir geçiş albümü, ara albüm diyebiliriz. Taşların yerine oturma sürecinin bir kaydı oldu bizim için. Albüme de bundan aldığımız rüzgârla gireceğiz. İlk albümde yaptığımız şarkılar kendi köşeciğimizde yaptığımız şarkılardı. Bunlar ise iki yıllık aktif bir grubun üyesi olarak yaptığımız şarkılar. Dolayısıyla hayata dokunuşları farklı... Hoşa giden müzik yapmak istiyoruz sonuçta. Üç kişiye beş kişiye hitap etmek değil. Bir yerde çaldığımız zaman insanlar gelsin, dinlesin, hep beraber eğlenelim istiyoruz.


YHT: Son bir soru… Atlas ne kadar devam eder sizce?


TUNA: Parti daha yeni başlıyor. Biz o his içerisindeyiz.

NİSAN 2015 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder