Bu Blogda Ara

Zuhal Olcay Röportajı

"TAM DA BUGÜNLERDE BİR ŞEYLER YAPMALIYIZ"


(Milliyet Sanat dergisi Mart 2015 sayısında yayımlanmıştır.)

2001 ve 2005 yıllarında yayınlanmış iki “Başucu Şarkıları” albümünde Türk pop müziğinin geçmişinden seçilmiş şarkıları yeniden seslendiren Zuhal Olcay, son olarak 2009 yılında tamamen yeni şarkılardan oluşan “Aşk’ın Halleri” albümünü piyasaya sürmüştü. Zuhal Olcay, geçtiğimiz günlerde Ada Müzik etiketiyle yayınlanan “Başucu Şarkıları 3“ ile bir kez daha dinleyici karşısına çıktı. Olcay’la karlı bir İstanbul sabahında yeni albümünü konuştuk.


YAVUZ HAKAN TOK: İki albüm arasında uzunca bir zaman var. Türkiye’de sürekli değişen gündem ise kültür sanata pek geçit vermez hale geldi. Zor mu artık yeni albüm yapmak?

ZUHAL OLCAY: Çok karanlık tablolar çizmek istemem ama maalesef gerçek bu. Bir albüm yapıyorsunuz heyecanla… Tabii o heyecanın ne kadar olduğu da sorgulanır; çünkü o kadar kötü ki her şey, sizin bir sanatçı olarak bir şeyler yaratmak, üretmek güdüsünü epey bir gıdıklamanız gerekiyor. Aksi halde derin ve karanlık bir kötümserlik içinde oturmanız lazım. Hep kendimi şöyle motive ediyorum: Tam da bu günlerde bir şeyler yapmamız, bir şeyler söylememiz, bağırmamız, anlatmamız gerekiyor. Müzikle, sinemayla ya da tiyatroyla… Ben umudumu kaybetmemeye çalışıyorum.

YHT: “Başucu Şarkıları” projesine neden devam etmek istediniz?

ZO: Yeni şarkı çıkarmak ve onları insanlara sevdirmek, insanlar bu kadar baskı altındayken ve bu kadar dağınıkken çok zor. Keza yaratıcılık da öyle… Artık isterseniz işin kolayına kaçmak deyin ya da hiçbir şey yapmamaktansa bunu yapmak iyidir diye düşündük diyelim. Bunu tercih ettim. Bir önceki albüm zaten tümüyle yeni şarkılardan oluşuyordu. Bu da bana bu albümü yapma hakkını verir diye düşündüm.


YHT: Albümde çok farklı türlerden şarkılar var aslına bakarsanız ama toplamda Zuhal Olcay tarzı hâkim yine. ‘Zuhal Olcay müziği’ diye bir şey mi var?

ZO: Umarım vardır. Birlikte çalıştığım arkadaşların beni hissetmesi, benim onlara kendimi iyi anlatabilmem… Dolayısıyla bu duygusal ve teknik alışveriş hepimizi doğru bir sonuca götürdü. Evet, albümü dinlediğinizde öyle bir duygu geçmesini amaçladık. Her ne kadar popüler tarafı biraz daha yüksek olsa da, bana ait olan özgünlüğünü de korumaya çalıştık.

YHT: Ama bu kez farklı bir ekiple çalıştınız?..

ZO: İnsanlar zaman zaman bunu yapmalı. Çünkü farklı enerjilere, farklı anlayışlara ihtiyacımız var. Örneğin ben şimdi tekrar tiyatro yapacağım. Önümüzdeki ay provalara başlayacağız. Orada daha önce hiç çalışmadığım insanlarla çalışıyorum. Benim onlardan öğreneceğim şeyler var, onların benden alacağı şeyler var. Bir insan bir diğerine mutlaka bir damar yolu açıyor. Yaşam da zaten bu, başka ne ki? Benim derdim kendimle. Ben eğlenmek istiyorum, öğrenmek istiyorum, kendimle ilgili yeni şeyler keşfetmek istiyorum. İnsan ilişkileri de böyle değil mi? Başkalarıyla niye ilişkiye gireriz? Aslında kendimizi anlamak, kendimizi öğrenmek için. Öyle bakıldığında da tabii ki farklı ekiplerle çalışacağım, tabii ki farklı şeyler deneyeceğim. Ama tabii özün dışına çok çıkmadan... Keşke öyle çılgın bir ülkede yaşıyor olsak da bambaşka bir şeyler de yapabilsek ama ne kadar ekmek o kadar peynir işte.


YHT: Albümdeki şarkılar nasıl seçildi?

ZO: Epeyce bir zaman, bir sürü şarkı dinledik. Çok şarkı seçip, söyleyip, stüdyoda çöpe attık. Büyük bir hevesle “İşte tamam bu çok güzel, ben bunu da söylemek istiyorum,” diyorsun fakat bir söylüyorsun, berbat bir şey çıkıyor ortaya. Uymuyor yani. Bir şarkı da izin alamadığımız için çıktı albümden ama şimdi dinleyince iyi ki çıkmış diyoruz. Fakat birkaç şarkı var ki onlar olmazsa olmazlarımdı. Birisi “Pencereler Önünde”, biri de “Eksik Bir Şey Var”. Cem Karaca’nın şarkısı da öyle…

Şarkılardan biri Ahmet Kaya albümünde zaten vardı, onun bu albümde de olmasını istedim. Şanslıyım ben; Ahmet Kaya’yla birlikte çalışmıştım. Turneler yapmıştık Almanya’da. Onun şarkıları zordur ve her şarkısını söyleyebilmem mümkün değil. Bunu söylemişim madem, albüme de koyalım dedik.


YHT: Albümde bir de sizden bir şarkı var. “İyisin” bir başucu şarkısı mıydı sizce?

ZO: O şarkıyla duygusal bir bağım var diyelim. Bugün “İyisin”i nerede çalsanız, nerede söyleseniz insanlar hemen şarkıya katılıyorlar. Bu bir ölçü müdür? Değildir ama benim için o şarkının özel bir anlamı var. Biliyorsunuz Onno Tunç yaptı o şarkıyı ve ben bu albümde Onno’nun yaptığı bir şarkı olsun istedim açıkçası. O şarkının yerine “Memnun Oldum” da olabilirdi ama şu dışarıdaki kalabalıklar bundan ne kadar memnun olurdu onu bilemiyorum. Popüler müzik alanında ürün veriyorsan, ister istemez birazcık kalabalıkları da düşünüyorsun. Tiyatroda düşünme, sinemada düşünme, e ne yapacağız yani?

YHT: “Şunun şarkısını asla söylemem,” dediğiniz birileri var mı?

ZO: Benim öyle köşelerim yok hiç. İnsanları çok kolay kategorize edip aşağılayamıyorum. Öyle biri değilim. Her şarkı mutlaka söylenir; nasıl yaptığınıza, nasıl söylediğinize bağlı. Sanatçıyla baş edemezsiniz. O onu yapar, eğer, büker… Yeter ki onu yapacak anlayışı, ruhu, bilgisi olsun. Onu yapamadıktan sonra dünyanın en muhteşem eserini eline verseniz bir şey çıkmaz.


YHT: Son yıllarda Zuhal Olcay’ın daha teatral şarkı söylemeye başladığını ve bundan dinleyici olarak memnun olmadığını söyleyenler var. Buna ne dersiniz?

ZO: Olabilir. Tiyatroculuk tarafımdan çok fazla kopamıyor olabilirim. İlk iki “Başucu Şarkıları” albümü için buna katılabilirim ama bir “Aşk’ın Halleri” ve bu albüm için bu düşünceye katıldığımı söylememem. “Başucu Şarkıları” projesinin ilk iki albümünde projenin kendisi de öyle bir teatrallik istiyordu aslında, bu o işin bir parçasıydı. Şarkıyı söylerken aynı zamanda hikâyesini anlatmayı da seviyorum ayrıca. Bu artık mesleki bir deformasyon galiba…

YHT: İlk şarkı söylemeye başladığınızda, şarkıcılık maceranızın bu kadar uzun soluklu olacağını düşünmüş müydünüz?

ZO: Ben şarkı söylemeyi çocukluğumdan beri çok seviyorum ve çok iyi de şarkı söylüyordum zaten. Şarkı söylemek öğrenilecek bir şey değil. Tamam, sesini kullanmayı öğrenirsin, tekniğini öğrenirsin ama o yeteneğinin olması lazım. Ben bir de çok sağlamcıyımdır; rezil olmaktan filan çok korkarım. Evita’dan önce ilk Dünden Sonra Yarından Önce filminin jenerik şarkısını söylemiştim. Onno’yla da o vesileyle tanışmıştım zaten. Filmin yönetmeni Nisan Akman benim şarkı söylediğimi bildiği için bana teklif etmişti, ben de girip söylemiştim. Yeteneğim olduğunu biliyordum çünkü. Evita için teklif geldiğinde de direkt kabul ettim. Evita’nın provaları sırasında Mehmet Teoman’dan albüm için teklif gelince de yine direkt atladım. On saniye bile düşünmedim. Demek ki bilinç dışında bir yerlerde ben aslında şarkıcılığın adımlarını atmışım. Bu kadar soluklu olacağını düşünmüş müydüm? Hayır. Bu kadar uzun yaşayacağımı da düşünmemiştim ona bakarsanız. (Gülüyor.)


YHT: Aslında çok neşeli ve eğlencelisiniz ama biz hep soğuk ve mesafeli bir Zuhal Olcay tanıdık sanki?..

ZO: Ben çok komik bir kadınım. Ama insanlar beni bir yere koydular. Filmciler, televizyoncular… Tiyatroda nispeten onu yapabildim ama sinemada bir yönetmen de bunu hissedip “Ben bu kadına komedi yapayım,” demedi, ben ne yapayım? Bir ‘sit-com’da oynamayı çok isterim. Yıllar önce Can Barslan’la “Medeni Haller” diye bir ‘sit-com’ yaptık ve gerçekten çok güzeldi ama harcandı gitti. O kalitede, o kalibrede bir iş olsa keşke… Ama artık yazılmıyor da öyle şeyler. Her şey çok değişti. Biz tüm bu olan biten içinde, bu toz toprak ve bombardıman içinde el yordamıyla kendimize en yakışanı yapmaya çalışacağız. Televizyon dizisi teklifi geldiğinde “Aman rol değişik bir karakter olsun ama paramı da kazanayım,” diye düşünmeye devam edeceğiz. Para da kazanmak zorundayız sonuçta. Bu dünyada para denen bir şeyle yaşıyoruz, yapacak bir şey yok. Şansım şu ki; güzel bir oyun geçti elime. Epeydir de tiyatro yapmamıştım. Orada da işte biraz asidimi boşaltırım. Para kazanmak söz konusu değil zaten tiyatroda biliyorsunuz.

YHT: “Başucu Şarkıları 4” albümünü de yapacak mısınız bundan sonra?


ZO: Yok hayır, asla! Bundan sonra albüm değil de belki ‘single’ olabilir, değişik sahne performansları olabilir. Belli olmaz; öyle bir şey çıkar, öyle biri gelir ki değişik bir şey yaparız. Ama şimdilik kafamda istediğim bundan sonra ‘single’ çıkarmak ve sahnede bir şeyler yapmak. Albüm çıkarmayı düşünmüyorum artık.   


ŞUBAT 2015

1 yorum :

  1. Ne acı ki gerçekten iyi iş yapan insanlar bir bir elini eteğini çekiyor yaptıkları işten...

    YanıtlaSil