Bu Blogda Ara

22 Haziran 2017 Perşembe

Ciddi Ciddi Athena

ATHENA HARBİYE AÇIK HAVA KONSERİ 
16 HAZİRAN 2017



Bu zamanda akustik konser vermek mümkün müdür? Ne saçma bir soru değil mi? Akustik konserin zamanı mı olur? Türkiye’de yaşıyorsanız olur. Zira biz ne kadar bar bar bağırsak, “müzik sadece eğlence değildir,” diye söylenip dursak boş… Bu ülkede yaşayan insanlar müzikle eğlenmek istiyor. Buna olan ihtiyaçları her zamankinden fazla. Haksız da değiller. Sıkıldılar, bunaldılar, daraldılar ve dahi içleri karardı yıllardır.


Ama öte yandan müzisyen de müzik yapmak istiyor; sadece eğlendirmek değil. Her zaman yaptığından farklı bir şeyler yapmak, yeni şeyler denemek, müzisyenliğini daha çok göstermek, müzisyen tatmini yaşamak istiyor. Zira ayan beyan ki sahnede tek bir darbuka çalınsa insanlar eğlenecek ama müzisyen bunu doğal olarak kendi başarısı kabul etmeyecek.

Akustik konseri barda yapsan olur mu? E oralara da eğlenmeye gidiyor insanlar. Eğlenmeye, bol bol sohbet etmeye ve piyasaya yapmaya. Aslına bakarsanız canlı müzik yapılan mekânlar arasında en az müzik dinlenilen mekânlar barlar. Bunu herkes biliyor.


Geriye bir tek biletli, oturmalı küçük salon konserleri kalıyor. Tiyatro ya da sinema salonları filan gibi. Onların da getirisi malum. Yani müzisyen tatmininin parasal karşılığı varla yok arası bir şey. Ne yazık ki gerçek bu.

Geçtiğimiz günlerde 2017 Açık Hava yaz konserlerinin ilkinde, Zubizu ve Atlantis Yapım ortaklığında gerçekleştirilen Athena konserindeydim. Yukarıda yazdıklarımın sebebi de o konserin “akustik” alt başlığı taşıması idi zaten.


“Ska” ve “punk rock” arasında gidip gelen bir dolu eğlenceli şarkısı var Athena’nın. O kadar çok ki isteseler bir konser boyu zıplatabilirler gelenleri. Onlarsa bir süredir, sanırım iki yıldır bu akustik konseptle çıkıyorlar kimi konserlere, bar programlarına. Konser bakımından çok rağbet gören, sevilen bir grup Athena. Sıklıkla da kapalı gişe yapıyorlar zaten. Nitekim Açık Hava da tıklım tıkış doluydu o gece. “Akustik” alt başlığına rağmen böyleydi bu.

Ama sanırım gelenler o alt başlığı pek de umursamamış hatta belki de görmemişlerdi. Zira seyirci konser boyu hep bildik Athena şarkılarının bildik icralarını duymaya odaklanmış gibiydi. Ucundan yakaladıklarında hemen ayağa fırladılar nitekim. Yakalayamadıklarındaysa sahneye istek şarkı adlarıyla seslendiler.


Dedim ya, iki taraf da haklı aslında. Ama benim kantarım müzisyenden yana ağır basıyor. Müzisyenler kendi istediğini değil de halkın istediğini yapsaydı hep (ki öyle yapanlar da yok değil) nice olurdu halimiz? Mesela Athena’nın 1998 tarihli ilk “official” albümü “Holigan”ın ‘90’lar Türkçe pop “sound”unda (Korg klavye “sound”u da denilebilir ona) kaydedildiğini hayal edebiliyor musunuz? Evlerden ırak!


Sonuçta konsere eğlenmeye gelenler belki umdukları kadar coşup taşamadılar ama o gece Açık Hava’da bulunan herkes iyi müzik dinledi. İyi, saf, arı müzik. Çünkü Athena müziğinin bildik katmanlarını açmış, aşmış, siz deyin saykodelik, ben diyeyim tasavvufi türlü çeşitli renklere boyanmış çıktı karşımıza. Bildik ya da daha az bildik şarkılarına biçtikleri bu yeni formlar, eğlenmeyi filan bir kenara koyup dikkat kesilerek izlenecek, tadına varılacak türdendi. Böyle bakarsanız meseleye, akustik ya da değil ama bir konserde bir grubun ya da şarkıcının şarkılarını albümlerdekilerden farklı biçimde dinlemek şahane bir şey değil mi aslında?


Grubun mevcut kadrosu Gökhan ve Hakan kardeşlerin yanı sıra (ki onlar demirbaş zaten malum) davulda Sinan Tinar, bas gitarda Umut Arabacı ve klavyede Emre Ataker’den oluşuyor. Konserde kadroya ilaveten perküsyonda Hüseyin Cebeci eşlik ediyordu gruba. Bu kadarcık bir ekipten çıkan “sound” Açık Hava’yı çınlatmaya yetti de arttı bile. Sahnede senfoni orkestrası çalarken bile altyapı kullanan müzisyenlerimiz var biliyorsunuz (ya da bilmiyorsunuz.) O sebeple bu durum altı çizilesi bir şey oldu artık.


Tabii bir de konserin konseptine uygun olarak son derece minimalist bir sahne yerleşimi ve kullanımı söz konusuydu. Televizyondaki malum yarışmadan da bilindiği üzere doğal hali hiperaktif bir çocuktan farksız Gökhan’ın daha sahneye çıkar çıkmaz “Ben bu kadar ciddi yapamam yahu,” demesi boşuna değildi. Şurada ciddi ciddi Athena izleyecektik ve Gökhan’ın da konsept gereği oturması gerekiyordu. Oturabildi mi? Eh işte, zaman zaman. Ama etrafında çevrili cihazlar nedeniyle hareket alanı o kadar dardı ki istese de sahnede şöyle bir turlayamadı. Zaten o ne zaman rayından çıkmaya niyetlense, Hakan bakışlarıyla hizaya sokuyordu Gökhan’ı. Öyle bir etkileşim vardı aralarında. Bunca yıldır fark etmişsinizdir nitekim; fiziksel olarak da pek benzemeyen ikizler aynı insandan iki tane gibi değil de bir tek insanın iki ayrı parçası gibiler. Biri yanı uslu diğer yanı yaramaz, bir yanı planlı programlı, diğer yanı dağınık iki parçası.


Sahnenin tepesine asılı duran ve sadece “Dilek Taşı” şarkısı için aydınlatılan disko topundan yayılan ışıltının klavyenin sesiyle bir olup yarattığı ambiyans ne kadar ‘80’lere benzettiyse Açık Hava’yı, “Kara Toprak”, “Ötme Bülbül”, “Çanakkale İçinde” gibi türküler, düzenlemelerinin sosuyla bir o kadar ’60, ‘70’lerden, yani Anadolu “rock”ın altın çağından ses verir gibiydi. Ama bir taklit, bir öykünme gibi değil, Athena kokusu belirgin denemelerdi bunlar.


Bir ara seyirci kendiliğinden başlayıverince “İzmir Marşı”nı çalmak zorunda kaldılar. Öte yandan son dönemde cesur klibiyle çok konuşulmuş “Ses Etme” ve Nazım Hikmet şiirinden bestelenmiş “Geberiyorum” da vardı repertuarda. Hatta konserin “bis” kısmında “Kanlı Pazar”ı bile söylediler. “Bis”ten hemen önce konserin vedasını “Daha güzel, daha aydınlık günlerde görüşmek üzere,” diyerek yaptı Gökhan. Bütün bunlar protokol sıralarının şerefiyesi en yüksek koltuklarından birinde oturan Acun Ilıcalı’nın gözü önünde cereyan etti. (Bazı fotoğrafların, karikatürlerin altına YORUMSUZ yazılır ya hani, paragrafların altına da yazılabilmeli bence. Mesela bu paragrafın.)


Özetle ya da (Hande Yener ve Mert Ekren’in güzel Türkçemize yakınlarda armağan ettiği kelime ile) “özeten”, müzikal açıdan doyurucu, damakta tat bırakan, diş kamaştıran, kulak dolduran güzel bir konserle Açık Hava 2017 sezon açılışını yaptı Athena. Oldu olacak “set-list”i de yazayım da tam olsun.

"                    “Davet” 
                      “Kafama Göre”
                      “Aşk Meşk Yok”
                      “Bu Adam Fezadan”
5                   “Geberiyorum”
6                   “Her Şey Güzel Olacak”
7                   “Yaşamak Var Ya”
8                   “Dilek Taşı”
9                   “Kime Ne”

          ARA

1                  “Yalan”
1                  “Ses Etme”
1                  “Beni Hor Görme Kardeşim” ve bağlı olarak “Ötme Bülbül”
1                  “Arsız Gönül”
1                  “Kara Toprak”
1                  “Bahçe Duvarını Aştım”
1                  “Çanakkale İçinde”
1                  “Kalem”
1                  “Serseri Mayın”
1                  “Öpücük”
2                  “Ben Böyleyim”

          BİS

2                  “Kanlı Pazar”
2                 “Arsız Gönül”


Bu arada son noktayı koymadan bir detayın üzerine gitmek istiyorum birkaç cümleyle. Athena ile başlayan ve Zubizi sponsorluğundaki bu konser serisinin etkinlik organizatörü Atlantis Yapım idi. Bu alanda epeyce deneyimli ve daha önce başka Açık Hava konserleri de yapmış bir firma Atlantis Yapım. Bu yüzden yönetici ve çalışanlarının bu konuları iyi biliyor olması lazım. Konserlerde protokol koltukları (her ne kadar bir kısmı biletli satılıyor olsa da) büyük yüzdeyle sahnedekilerin eşini dostunu, tanıdığını ya da bir şekilde konserle bağlantısı olanları (mesela benim gibi konser hakkında yazacak olanları) ağırlar ki o gece de öyleydi.


Haliyle bu insanlar konserden sonra sahnedekileri tebrik etmek, onlarla iki laflamak isteyebilirler (şahsen ben şayet çok kalabalıksa bu konuda hiç ısrarcı olmam, çıkar giderim.) Konser girişinde zaten güvenlik araması yapılıyor ve bugüne kadar hiçbir şarkıcı da konser kulisinde suikasta uğramadı bildiğim kadarıyla. Yani bu kadar korkacak, kulis girişlerine korumalar yığacak, demir parmaklıklar koyacak kadar tehlikeli bir durum yok ortada. Kulis kapısında “görevli kartı olmayanı almıyoruz” deyip görevli olmadığı çok belli ama meşhur olması hasebiyle tanıdık simaları içeri alıp diğerlerine kabalık yapmak oraya dikilmiş korumaların haddi değil. En kötü ihtimalle bilen birileri kapıda durur ve içeri girmek isteyenlerden kimin iyi niyetli kimin kötü niyetli (ne demekse o) olduğuna onlar karar verir; korumalar değil. Ya da gerçekten hiç kimseyi almazsınız ki bu da sanatçının ya da ekibinin tercihi olabilir, kimse de bir şey diyemez.

Bunları yazarken hicap duyuyorum ama demek ki yazmak gerekiyormuş demek.

HAZİRAN 2017

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder